01 Mart 2009 Pazar

Reloj Ottomano en honor al Centenario de la Independencia Nacional

El imperio Ottomano obsequio a la ciudad de México un reloj en honor al Centenario de la Independencia Nacional en 1910. La columna que sustenta las cuatro carátulas del reloj es de cantera y azulejos de color amarillo con figura en azul marino; usted puede leer la hora en dos carátulas en números arábigos y en las dos restantes en números otomanos; además de leer la inscripción de “La Colonia Otomana a México/ Septiembre de 1910” y una pequeña que indica “G. M. Oropeza / Ing. Civil”.

Dicho reloj se encuentra ubicado en la plaza del Colegio de las Niñas; frente a la iglesia de Nuestra Señora de Lourdes, en las calles de Bolívar y Venustiano Carranza en el Centro Histórico.

Meksika Osmanlı Saati


Mexico DF'de, Centro'nun o dar ve tarihi sokaklarında yürürken Simon Bolivar ile Venustiano Carranza caddelerinin tam kesiştiği yerde tarihi bir sürpriz bizleri selamlar: 1910 yılında Osmanlı tarafından Meksika halkına bir hediye olarak gönderilmiş küçük bir taş saat kulesi: EL RELOJ OTTOMANO

Bu güzel yapı, etrafını çevreleyen daha yüksek binalara rağmen olanca vakuruyla dimdik ayakta beklemekte ve geleni geçeni selamlamaktadır sanki. Artık çoğu kişi zamanı öğrenmek için bir meydan saatine ihtiyaç duymamaktadır ama o her ne olursa olsun görevini ifa etme gayretindeki bir Türk askeri gibi Bolivar caddesi üzerinde beklemektedir. Saatin üzerindeki eski Osmanlıca harfler ve özenle işlenmiş çiniler yıkılmış bir imparatorluğun tarihin o derin vadilerine bıraktığı bir ses gibi yankılanır kulaklarımızda. 3 kıtaya yayılmış bir kültürün nefesi yetseymiş nerelere kadar uzanmak istediğinin de bir ispatı gibidir sanki.
1910 yılı... savaşın artık iliklerde hissedildiği, ulu bir çınarın baltalarla devrilmeye yaklaştığı tarihler... ama o çınar kendisini baltalarla kesmeye çalışanlara aldırmadan dallarını uzanabildiği kadar uzaklara sarkıtıyor ve bizlere bir yüzyıl öncesinin selamını iletiyor. Bizlerde sessiz ve hüzünlü bir şekilde yanından uzaklaşırken 'aleykumselam' diyor ve bu güzel hatırayı okyanuslar ötesine getirenleri bir kez daha hayırla yad ediyoruz.

Biz sizlerin sesini duyduk... sizler de duydunuz mu?

21 Eylül 2008 Pazar

BAJA CALIFORNIA SUR - La Paz









Amerika'nın Kaliforniya eyaletinin Meksika'ya doğru uzayan bölgesine Baja California adı verilir. Uzun bir yarımadaya benzeyen bu bölgenin güneyinde kalan kısma ise Baja California Sur denmektedir. Hernan Cortes'in Meksika'da ilk ayak bastığı topraklar arasında olan bu bölge aynı zamanda hristiyan misyonerlerin de ilk duraklarındandır.

Ben her mevsimi güneşli ve sıcak olan bu bölgeye bir Temmuz ayında gittim. Gittiğim ilk şehir La Paz'dı. İsmi gibi huzurlu olan bu şehirde yaklaşık 200 bin kişi yaşıyor. Bir sahil kasabasını andıran şehir de genelde rahat bir yaşam vardı. Meksika'nın en yüksek hayat standartlarından birine sahip olan bu şehri özellikle Amerikalı emekliler tercih ediyor. Emekliliklerini bu havası ve insanı sıcak sahil şehrinde geçirmek isteyenler için çok güzel siteler inşa ediliyordu.

Bir sahil şehri olduğu için deniz ürünleri La Paz mutfağının en önemli unsurlarından birisini oluşturuyor. Şehirde irili ufaklı bir çok restoranda günlük deniz mahsülleri afiyetle yenebilir. Lüks restoranlarda mevcut ama ben yolu buraya düşenleri kesinlikle bir sahil lokantasını denemelerini öneririm. Hayatımdaki en taze ve lezzetli istiridyeyi burada yedim desem sanırım abartmış olmam. Bir de karidesle doldurulmuş balığı kesinlikle tavsiye ediyorum. E tabi hem Meksika hem de deniz olur da deniz takosu veya quesedillası olmazı? Tabii ki olur hem de bir çok çeşidiyle... Karides takosu, ton balığı takosu, ahtapot takosu, istakoz takosu... hem de en taze çeşitleriyle.

La Paz'da insanlarla konusurken ilginc aksanlari da muhakkak dikkatinizi cekecektir. Ornegin La Paz kelimesini "La Pahh" diye soylediklerinde ilk basta kulaga komik geliyor ama daha sonra hosunuza gidiyor. Aslinda Meksika'nin her bolgesinin kendine has bir konusma tarzi, aksani hatta sadece o bolgedeki insalarin kullandigi deyisleri vardir. Bu konusma tarzlarina asina olunca rahatlikla bir Meksikalinin hangi bolgeden geldigini anlayabilirsiniz.

14 Eylül 2008 Pazar

VERACRUZ






Veracruz diyince aklima ilk gelen manzara sehre giren ana yol boyunca uzanmis mango agaclari olur. Eger uygun mevsiminde giderseniz uygun bir yerde durup muhakkak Veracruz mangosu denemelisiniz, tabii etraftakilerden izin almak kaydiyla :)

Bir liman sehri olan Veracruz, 1.Dunya Savasi zamaninda Meksika’ya yapilan goclerin de ilk duragi olmus. Ozellikle Lubnanli gocmenlerin ve tuccarlarin sehirdeki etkisini hissetmek mumkun. Aslinda buna bir nevi Osmanli etkisi demekte dogru olabilir, cunku gelenler Osmanli pasaportuyla giris yapmislar ulkeye. Kimisi bu guzel sehre yerlesmis, buyuk bir cogunlugu ise Meksika’nin diger sehirlerine dagilmis.
Sehir Merkezindeki liman ve cevresi ayni zamanda sehrin de merkezi. Burada tum Meksika sehirlerinde oldugu gibi buyuk bir kilise, hukumet binasi ve bunlari cevreleyen isyerleri gormek mumkun.
Veracruz bir sahil sehri oldugu icin havasi sicak ve nemli ama insan bunaldigi anlarda denize girip serinleyebilir. Bu yonuyle bizim Antalya'ya benziyor ama plaj turizmi merkezde pek yok.
Senede bir kez Veracruz'da karnaval yapilir, Semana Santa zamaninda yapilan bu karnaval Rio festivali kadar olmasa da oldukca renkli manzaralara sahne olur.

03 Mayıs 2008 Cumartesi

GUADALAJARA































Guadalajara (GUADALAHARA diye okunuyor) guzel kizlari, temiz caddeleri, lezzetli yemekleri, Mariachi'leri, Tekila köyü ve kendine özgü renkleriyle Meksika'nın en güzel şehirlerindendir. Buyuk sehirin tum nimetlerinden faydalanabileceginiz ama trafigi sizi cok rahatsiz etmeyen, hirsizlik kanunsuzluk oranin dusuk oldugu, havasi temiz, insani guzel, yasanabilecek bir sehirdir Guadalajara.

Isminin Arapca'dan geldigi soylenir ("wadii al-Hajara" - "taslarin vadisi-" Zaten Arapca'dan Ispanyolcaya gecmis bir cok kelime vardir, bunlari da ayrica yazmayi planliyorum.

Guadalajara'ya gittiginizde muhakkak Pozole, Tortas Ahogadas ve Birria'yi denemelisiniz. Tabii domuz eti yemiyorsaniz bunlarin tavuk veya deniz mahsullerinden yapilmis olan versiyonlari da mevcut. Deniz mahsulu demisken "mariscos" dan bahsetmemek olmaz. Guadalajara denize yakin bir sehir oldugu icin cok guzel deniz mahsulu yapan yerler bulmaniz mumkun. Ben her gittigimde muhakkak yerdim, ustelik fiyati da cok uygun.

Şehre çok yakın olan Puerto Vallarta çok güzel bir turistik şehirdir. Yurt içi ve yurtdışından çok insan ziyaret eder.

Guadalajara kızları güzellikleri ile meşhurdur, sokakta yürürken bile normal hayatın içinde çok güzel kızları görebilirsiniz. Şehre 1-2 saat uzaklıktaki Altos de Guadalajara bölgesine yaptığım bir seyahatte sarışın yeşil-mavi gözlü Meksikalı kızlara rastlamıştım, meğer bu bölge vakti zamanında Fransızların yerleştiği bir yermiş, tabi zamanla artık Meksikalılaşmış. Ama ne gariptir ki bu güzel şehirde aynı zamanda bir çok gay-bar bulunuyor. Eşcinsellik yaygın denebilecek düzeyde. Bu kadar güzel kızın olduğu bir şehirde erkeklerin sorunu ne ki acaba :)

25 Nisan 2008 Cuma

TEPITO

Centro'nun hemen yukarisinda yer alan Tepito, Mexico DF'nin en ucuz pazari olarak bilinir. Bu ozelligi nedeniyle bir cok saticinin "barato (ucuz)" anlaminda "bara bara bara bara bara ... " diye bagirdigini duyabilirsiniz. Vcuzluk Tepito'nun yegane cazibesidir, bu ucuzlugun en buyuk nedenleri vergisiz, kacak ve hatta calinti mallarin bulundugu bir market olmasi.

CD'ler, DVD'ler, elbiseler, spor ayakkabilari, oyuncaklarin yaninda her turlu resmi dokumanin sahtesini bulabileceginiz yerleri de mevcuttur (Buna doktor diplomasi veya pilotluk sertifikasi da dahildir!) Bazi yerlerinde ise uyusturucadan silaha turlu turlu illegal sey satilir. Ama bu bolgelerine polis bile giremiyor...

Tepito'da gezmek ilk bakista oldukca renkli bir deneyim gibi gelse de insana aslinda buyuk cesaret ve biraz da kabiliyet gerektirir. Tepito'ya siz adapte olmazsaniz birleri sizi Tepito'ya adapte edebilir. Cunku dar sokaklarinda dolasip turlu turlu ayri "firsatlar" goreceginiz bu pazarda bir anda, herkesin gozu onunde soyulmaniz isten bile degil. Ustelik kimse donupte size yardim bile etmez. O yuzden bir turiste en son onerilecek yerlerden birisidir Tepito. Tabii bu asla gidemeyeceginiz anlamina da gelmez, yeter ki oranin kendine has diline uyum saglayarak gidin. Soyle ki:

Kesinlikle sizi zengin gosterecek kiyafetler giymeyin (Ben ilk gittigimde altimda 3 aydir yikanmamis eski bir kot, eski ayakkabilar ve de kirli bir tshirt'um vardi, sacimi basimi da guzelce dagitmistim)

Saat, cuzdan, pasaport, pahali gunes gozlugu, mucevher vs gibi dikkat cekici nesneleri kesinlikle tasimayin. Oraya giderken yaninza alacaginiz parayi on ve arka ceplerinize dagitin. Yaniniza cok para almayin.

Eger mumkunse Meksikali bir arkadasinizin yaninda gidin, cunku o muhakkak yerel saticilarla anlasabilecegi dili, hareketleri, sokaklari vs. biliyordur. Eger boyle bir Meksikali yoksa bir kac kisi beraber gitmenizde daha buyuk fayda var. Ben o kadar yillik DF yasantimda bir kez bile tek basima gitmedim ama ne yazik ki boyle giden bir arkadasim gupe gunduz soyuldu.

Tepito'nun kendine has bir selamlama tarzi, kelimeleri, Ispanyolca soyleyisleri vs vardir. Meksika'da duyabileceginiz belki "en sokak Ispanyolcasi" Tepitoda konusulur. Alin size bir kac tanesi:

. Que tranza carnal !
. Que tranza carnitas !
. Que tranza valedor!
. Que tranza por tus venas??
. Que ondita con pandita
. Bajale guey



07 Ekim 2007 Pazar

El Centro Historico, Zocalo, Catedral del DF
































Dunyanin dorduncu en buyuk meydani olan Zocalo'ya sahiplik yapan "Centro Historico" aradiginiz ve hatta aramadiginiz cok seyi kolaylikla bulabileceginiz apayri bir yerdir.
Bu kendine has sesleri, tadi ve kokusu olan dunyada en onemli sey "neyi, nerede" arayacaginizi bilmektir. Bunu bildiginiz zaman hic dusunmeden kendinizi bu dunyada kaybedebilirsiniz (tabii eger sahip cikmazsaniz cuzdaninizi da)

Seyyar saticilari, dar sokaklari, kantinalari, sokakta satilan turlu turlu yiyecekleri, yankesicileri, kacakcilari, hirsizlari, turistleri ile Meksika'nin sanki kucuk bir ozetidir Centro Historico. Tipki kapalicarsi gibi her meslek erbabi ayri bir sokaga yerlesmistir, camcilar bir tarafta, elektronikciler bir tarafta, korsan CD’ciler bir tarafta, spor ayakkabilari satanlar bir tarafta, oyuncakcilar bir diger tarafta ve bu liste boyle uzar gider... akliniza ne gelirse Centro’da mutlaka bulursunuz.

Centro bizi o genis Zocalo meydani ile karsilar, burasi Mexico City’nin en buyuk meydanidir ve ortasinda muazzam buyuklukte bir Meksika bayragi yer almaktadir. Iste bu bayragin altinda gunumuz Meksika’sinin ilginc bir profilini goruruz. Pre-hispanik caglara ait Aztek danslarini yapan bir grup, onlari hayretle izleyen bir grup yerli-yabanci turist, para toplayan yine aztek kiyafetli bir grup uyesi ve yine bu grubun “samanlarinin” yaktigi tutsuden gelen o keskin koku, bir veya bir kac partinin propagandasini yapanlar, pamuk helvacilar, takocular, quesadilla satanlar, meyve saticilari, dilenciler, meydanda tur atan polisler, kucuk bir konser alani, Meksika katolik kilisesinin katedrali, ve tum bu garip toplulugun ortaklasa cikardigi seslerin meydana getirdigi ugultu.

Meydanin kuzey tarafi Mexico City katedraline (Catedral del DF) aitken, dogu tarafi ise Cumhurbaskanligi Sarayi'na ait (Palacio Presidencial) Oldukca etkileyici bir mimariye sahip bu binalar 16. ve 18. yuzyillar arasinda ulkede hakimiyet gosteren Ispanyollar tarafindan insa edilmis. Ispanyollardan onceki (pre-hispanik) donemde yine ayni yerlerde Azteklere ait el Palacio de Moctezuma Xocoyotzin (Moctezuma Xocoyotzin'in sarayi) Bu bolgedeki bir cok binada da ayni sekilde Ispanyol mimarisinin buyuk etkisini gormek mumkun. Yuksek tavanlar, asmali kapilar, hristiyan figurleri, heykeller...